A M S T E R D A M * H O L L A N D A

* Ben ve Amir Isvicre’den beri geziye cikmadik. Fakat bu blog yazisi Hande’cigimin onur konugu olmasi ile burada yer buldu. Onun gozunden guzel mi guzel Amsterdam’in keyfini benle birlikte siz de cikarin istedim.

       Amsterdam hiç kuşkusuz dünyanın en liberal şehirlerinden. Özgür ruhu, canlı sokakları, güzel dokusu, içinden akan kanalları ve daha birçok özelliğiyle kana giren, kendine hayran bırakan bir şehir bu. En son ziyaretimde de beni gene kendine aşık etti.

      12. yüzyılda ufak bir balıkçı köyü olarak kurulan Amsterdam, bugün Hollanda’nın en büyük şehri unvanına sahip bir turist mıknatısı. Rehber kitaptan kısa bir okuma ya da internetten hızlı bir araştırma ile şehirde gezilecek, görülecek onlarca mekân olduğunu görebilirsiniz. Gezgin ruhlu insanın her şehirde planlı olarak ya da tamamen tesadüfler eseri kendi parçasını bulmayı becerdiğine inanıyorum. Ben burada size kendi Amsterdam’ımdan ufak bir kesit sunacağım o yüzden.

Amsterdam’ı kuşatan kanallar, kuş bakışından bir at nalı gibi gözüküyor. Haritada mavi boyalı suların etrafında sırayla dizilmiş Amsterdam evleri şehirde yapılan ufak bir yürüyüşte göze çarpan en güzel şeyler. Bazılarının yanlara yattığı, diğerlerinin öne doğru eğik olduğu da gözden kaçmıyor. Konaklamanızı eski tarz bir Amsterdam evinde gerçekleştirecek olursanız, bu sevimli evlerin merdivenlerinin ne kadar dar olduğunu bizzat göreceksiniz. Bu darlık, taşınma gibi durumlarda büyük eşyalar için geometrik zorluklar doğurduğundan, çözüm olarak evlerin üçgen çatılarına kancalar eklenmiş. Bu kancalara bağlanan iplerle dar merdivenlerden yukarı taşınamayacak eşyalar iple yukarı çekilerek pencereden içeri sokuluyormuş. Öne doğru bilerek yamuk inşa edilen evlerde ise, tabanla oluşan açıdan dolayı eşyayı yukarı çekerken daha fazla alana ulaşabilme amaçlanmış. Bu seyahatte öğrendiğim ilginç detaylardan biriydi bu. 

Gastronomik açıdan ise bu şehrin sunduğu güzelliklerin başında peynir geliyor! Peynir tekerlekleri ile dolu vitrinlerle karşılaşacaksınız. İsterseniz, peynir tatma kursuna (bkz. Reypenaer) katılabilir ve çeşit çeşit peynirleri zevkle deneyimleyebilirsiniz. Güzel bir akşam yemeği için van Kerkwijk’i deneyebilirsiniz. Her gün değişen menüsü ile lezzetli bir seçenek! 

Sehrin birçok meydanı var: Rembrandtplein, Dam Meydanı, Leidseplein, Museumplein… Her bir meydanın kendi ruhu var. Kaos ise büyük ve merkezi meydanların olmazsa olmazı. Rembrandt Plein, ünlü ressam Rembrandt’ın adını ve ressama ait bir anıtı taşıyor. Sanatçının 400. yaşı için 2006 yılında meydana eklenen bronz asker heykellerini (bu heykellerin ressamın ünlü eserlerinden The Night Watch’tan esinlenilerek yapıldığını da belirtmeli) bu sene içinde de görmek mümkün. Dam Meydanı ise her gün binleri ağırlayan genişliği ile ferah olsa bile özelliksiz. Museumplein’de ise dünyaca ünlü Rijksmuseum’u ve Van Gogh Müzesi’ni bulacaksınız. Gidenin fotoğraf çektirmeden dönmediği “i amsterdam” yazısı da bu meydanda. Leidseplein ise en arkadaş canlısı meydan! Bir ziyarette şehrin dış taraflarından içine doğru tramvay ile yaptığım bir yolculuk sonrası adımımı attığım ilk yerdi Leidseplein ve iner inmez karşılaştığım açık hava konseri, insanları ve atmosferi ile Amsterdam’ı çok seveceğimi hissettirmişti bana. 
Amsterdam tam bir zevk ve eğlence şehri olmasının yanında kültürel seçenekleriyle de insanın ağzını sulandıran bir şehir. Galerileri, küçük ve çeşit çeşit müzeleri, konserleri, tiyatrosu vb. ile birçok seçeneğiniz var bu şehirde! En yeni üyelerinden biri de Museum of Broken Relationships. 2 Mart 2014’e kadar gezebileceğiniz bu sergi bitmiş, ilişkilerden geriye kalan objelerden ve hikâyelerden oluşuyor. Sergiyi gezen herkesin hikâyesini yazarak katkıda bulunabildiği bu romantik ve hüzünlü oluşum, Amsterdam’ın en eski binası ve kilisesi Oude Kerk’te sergileniyor. Kilisenin atmosferinin objelerin geçmişleri ile harmanlanarak oldukça ilginç bir deneyim yaşattığını söylemeliyim.





      Yılbaşı yaklaşırken şehrin sokaklarını ışıklandırmaya başlamışlar. Bu aralar Amsterdam’a uğrarsanız geceleri sokakları arşınlamayı ihmal etmeyin. Perdelerini kapamayan Amsterdam hanelerinin içlerine bir göz atın. Ve şehrin tadını çıkarın. 
Advertisements

B R E G E N Z * V A L S * U S T E R * F L I M S * S C H A R A N S * V A L B E L L A


Proje grubu ile cesitli mimari eserleri görmek ve bir renk workshopuna katilmak icin ciktigimiz bu gezide ilk durak Avusturya’daki Bregenz’di. Üc ülkenin kesistigi Bodensee’nin hemen kenarinda bulunan bu guzel cepheli sanat evi icindeki eserlerden cok mimarisi ile beni etkiledi. Materyal kullaniminin bana gore ustasi olan mimar Peter Zumthor’un tasarladigi, beton ve buzlu camlarin kullanildigi, Bodensee’nin guzel aydinliginin iceri girdigi, yerlerin ise kocaman harfler ve kelimelerle kapli oldugu bir müze bu. Muzenin hemen yaninda Peter Zumthor’un proje maketlerinin sergilendigi bir minik mekan daha yer almakta fakat iceride fotograf cekilmesi yasak oldugundan daha sonra icine girip yuzdugum Therme Vals dahil hic bir maketin fotografini koyamamaktayim.

Kunsthaus Bregenz

Kunsthaus Bregenz
Kunsthaus Bregenz 

Sitterwerk St. Gallen

Bir sanat kutuphanesi olarak adlandirabilecegim bu merkez hayatimda gordugum en buyuk materyal arsivligine ev sahipligi yapiyordu. Insanin aklina gelebilecek her turlu materyalin bir kac ornegi cekmecelerde sakliydi. Cocuklar gibi elime alip oynadigim mumdan sabuna tahtadan metale kadar.. Buranin baska cok guzel bir ozelligi ise kutuphaneye bagli olan kucuk bir robotuydu. Bu robot kitabi kutuphanede nereye koyarsaniz koyun arattiginizda size direk yerini gosteriyordu. Ayni zamanda kitabi masada birakirsaniz da bilgisayar aramasi yaptiginizda masada hangi kitaplar var gorsel olarak yansitiyordu.


Kesselhaus Josephson
Alcidan yapilan bu heykeller Zurihli heykeltras Hans Josephson’a ait. Bu mekan hem bir depo gorevi gorurken hem de sergi amacli kullanilmaktaydi.

Sitterwerk

Valbella
Kaldigimiz tahta evin penceresinden sabah kalktigimda gordugum manzaraydi bu. Isvicre’nin en guzel yani koskocaman daglarin arasindaki vadiler. Her an inip cikan bulutlar, esen ruzgar, yagan kar ayni kareyi 3 farkli sekilde cekmemi sagladi. Bundan tam 5 dakika sonra ayni yer bembeyaz bir haldeydi.

Valbella

Atelier Bardill detay


Atelier Bardill
Bir atolyeniz olacak ve nasil olsun diye sorarsaniz sanirim hic dusunmeden Atelier Bardill gibi derdim
Akliniza gelebilecek en kucuk koylerden birinde daglarin arasinda tepesi acik ama ayni zamanda disariya kapali bir atolye bu. Burada  insanin hayatinda calismamak icin hic bir sebep olabilecegini dusunmuyorum. Buradan mimari olan Olgiati’ye saygilarimi iletiyorum.

Modern sanatin anlayisimi zorlayan yapilardan biriydi bu minik kilise. Uzerindeki hac olmasa kilise diyebilecegimi dahi sanmadigim bir beton duvarlar butunuydu. Cevresi okadar guzeldi ki ben de onu dogasi ile butunlestirip sevmeye calistim.

Das Gelbe HausYine Valerio Olgiati’nin renove ettigi ve orjinal isminin “Sari ev” olan bina. Beyaz bir peynircesine ortasinda

yer aldigi köydeki cogu sergiye ev sahipligi yapan bir muze konumunda.

Vals
Henuz daha guzel bir koy gormedim. Upuzun virajli yollardan gecip gidilen bu kucucuk koy aslinda Peter Zumthor tarafindan yapilan Therme Vals’i ile unlu. Meydandan daglara dogru cikan minik bir patikasi var ve o patikanin sonunda kuzularin koyunlarin otladigi cayirlar ve onlara ev sahipligi yapan minik kulubeler bulunmakta.

Isvicre daglarinda en cok gordugum cephe cesidi
Vals’in yukaridan gorunumu

Therme Vals
Luks huzur ve su dedigimiz seyin bir arada bulundugu boyle baska bir yer yoktur sanirim.Icinde fotograf cekmek kesinlikle yasak oldugundan ancak Google’da bulunan resmi fotograflarindan bir kac tane koyuyorum . Dis fotograflar bana ait. Cepheyi kaplayan Vals’de ozel olarak cikan bir tas. Kaynak su ise binanin bulundugu yerden 20 metre yukardan gelmekte. Kaplica genel olarak yer altinda izlenimi vermekte, catisi ise cimen kapli. Uzerinde sadece icerideki havuzlari aydinlatmak icin birakilmis cam ile kapli bosluklar ve aydinlarmalar var. Buranin baska bir ozelligi ise mimar Peter Zumthor’un hic bir sekilde iceriye saat asilmasina izin vermemesi. Fakat cok fazla istek oldugundan dolayi bir noktadan sonra icerdeki bronz bir borunun ucuna minicik bir saat konulmus )

Therme Vals – Aydinlatma  ve cam parcalar

Therme Vals
Iceriden yuzerek ciktiginiz bu acik hava havuzu 5 derece havada 35 derecelik suda yuzme keyfini fazlasi ile veriyor.

KT Color
Le Corbusier’in renklerini tekrar elde etmeye kendini adamis bir Amerikali kadinin actigi Zurih yakinlarinda Uster’de bulunan bu renk ureticisi firmada mimarlik ogrencileri olarak bir workshopa dahil olduk. Aslinda farkinda olmadigim bir suru renk konseptleri ogrendim. Ayni zamanda firmanin urettigi renk tabelalarindan kendimize bir dosya olusturduk

Gercek Le Corbusier renkleri


(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

O K T O B E R F E S T * M Ü N I H

Yasadigim bu sehirde yil icinde kalabalik denen kavramin hissedildigi tek donem Oktoberfest. 1810 yilindan beri,  Ludwig I ve Prenses Therese’nin evlenmesi ile baslayan ve yaklasik iki yuz yildir devam eden bu festivali yaklasik her sene 6 milyon kisi ziyaret ediyor. Mnih’in en büyük ve ünlü bira fabrikalari sirf Oktoberfest’e özel alkol orani daha yuksek olan (yaklasik 6%-7%) bira üretiyorlar. Bu festivalin diger bir adi ise “Wiesn” ve bu isim Oktoberfest’in bulundugu Theresienwiese’den geliyor. Alanda en unlu 6 bira fabrikasinin cadirlari bulunmakta. Bunlar Spatenbräu, Augustiner, Paulaner, Hacker-Pschorr, Hofbrau ve Löwenbräu. Bu sene bir litre bira (bir “Maß” olarak da geciyor ve zaten baska boylari almak mümkün degil) yaklasik 10 Euro idi. Insana ne kadar pahali gelse de neredeyse Istanbul’da iki tane icilen 50’lik sulu biraya verilen 20 lira kadar ediyor. Italyanlar ve Amerikalilar, Almanlar’dan sonra görülebilecek en kalabalik iki toplum. Hatta Italyanlar’in özellikle karavanlari ile geldikleri ikinci haftasonu „Italiener Wochenende” olarak geciyor. Cok ilgi ceken bir baska sey ise kadinlarin giydikleri geleneksel kiyafet “Dirndl” ve erkeklerin giydigi “Lederhose”. Kullanilan malzemeler ve detaylara bagli olarak degisen kiyafetlerin fiyatlari 50 ile 1000 Euro arasinda.
Riesenrad’dan cektigim Oktoberfest goruntusu. Karsilikli siralanmis cadirlar.

Bana göre en güzel biralardan birine sahip olan Paulaner cadiri.


Masalarin uzerine cikip bir litre birayi kafaya dikmek sureti ile bitirmeye calisan insanlar.

Bu tarz afisleri her ülkede görmek dilegi ile
Iskoclari da..

B U R G O N Y A * A L S A S

Dört kisi Munih’ten cikarak yaptigimiz bu araba yolculugu bizi asil hedefimiz olan hardalin baskenti Dijon’dan baska bir suru yeni yer ile tanistirdi. Gectigimiz yollar cogunlukla  “Route des vins d’Alsace”  ve “Route des Vins de Bourgogne” uzerindeydi bu yuzden baglar ve satolar ile dolu bir yolculuk oldu.
Gezinin resmi olarak ilk amaciydi hardal,et ve sarap uclusu. Biz de bunu olabilecek en guzel yerinde denemek istedik ve Beaune’de bulunan La Moutarderie Fallot’a ugradik. Burasi tadim da yapabileceginiz bir fabrika. Akla gelebilecek her türlü hardal var ve klasik hardal 2.5 Euro gibi ucuz bir fiyata satiliyor.
Harita
 


Dijon, gece vakti
Beaune’da saat 2’den sonra acilan cesitli sarap tadim merkezleri vardi

Alsace bolgesinde ozellikle yaygin olan ve bolgeye karakterini veren bu ahsap cerceve teknigi pasta gibi bir sehir goruntusu olusturmakta. 
9.yy da kurulmus olan Colmar, Alsace bolgesinin en buyuk ucuncu sehri ve sarap rotasinin tam uzerinde bulunmakta. Colmar Alsace uzerindeki sarap merkezi olarak gecmekte.
Colmar’daki sarap tadim cadirlarinda 2 euro gibi bir fiyata deneme yapmak mumkun.
Colmar
Biz de bu peynirin keyfini cikarmaya karar verdik

UNESCO’nun korumasi altinda olan 450 kisilik Vezelay koyunun muhtesem bazilikasina gitmeden olmazdi. Efsaneye gore 11.yuzyilin sonlarinda bir papaz Mary Magdalene’in kemiklerini buraya getirmis.Ayni zamanda Vezelay hacilar icin  El Camino de Santiago’ yolunda Santiago de Compostela’ya onemli bir baslangic merkezi.
Harita


Beaune’un acik marketinde iki sene olgunlasmis farkli farkli peynirler satilmakta.


Yol boyu uzum baglarinda durduk.  Bir satonun bahcesinden olgunlasmakta olan uzumler.

Vezelay

 Belle Dijonnaise bu bolgeye ozgun kus uzumu, armut ve biskuvi ile yapilan bir tatli.
Alsace’a ait bu yemek uzeri peynir, crème fraîche, sogan ve minik et parcalari ile kapli. Inanilmaz lezzetli.
Königsburg Satosu Ortaçag boyunca stratejik önemi nedeniyle öne cikip 30 Yil Savaslari’ndan sonra terkedilmis bir Sato. En son 1900’lü yillarda Wilhelm II tarafindan restore edilmis ve Alsace Sarap Yolu üzerinde bulundugu icin cok sayida turist tarafindan ziyaret edilmekte.
Harita
Hayatimda gordugum en guzel hastane olma ozelligini elinde tutan bu bina 1443 yilinda kurulmus. asil amac durumu iyi olmayan insanlarin tedavisini ustlenmekmis. Suan bina muze olarak kullanilmakta.Binanin en cekici ozelligi kesinlikle farkli renklerden olusan pismis taslardan olumasi.
Harita
Hastanenin hasta bakim kismindan bir goruntu

Hastanedeki sira ile dizilmis ve numaralandirilmis hasta yataklari.

Yol uzerinde ugradigimiz Château de Corton André. satonun arkasindaki uzum baglarini ve minik satis yerini gezip orda bulunan baglardaki uzumlerden yapilan saraplari almak mumkun. Buraya ait en guzel saraplardan biri Pinot Noir. Beyaz sarap ise Chardonnay.
Harita
Satonun goruntusunu etiket olarak tasiyan Pinot Noir.

T E L A V I V * I S R A I L

Ortadogu’nun gay baskenti olarak da bilinen bu renkli sehir Kudus‘un sizi icine ceken manevi havasindan alip eglence hayatina sokuyor. Ayni ulkede bu kadar farkli iki buyuk sehrin olmasi daha once pek rastlamadigim bir durumdu. Ulkenin sanki iki kalbi var. Ruhani ve dunyevi. Eve dondugumde, her gittigim sehirde yaptigim gibi, hangisinde daha cok yasamak isterdim karar verememistim. Iki sehir arasi Sherut (dolmus) ile 40 dakika suruyor. O yuzden birinde yasayip haftasonu digerine gitmek en mantikli sey olurdu.

Sehirde gezip, “Dur simdi kendimi bir denize atayim” demek inanilmaz bir luks. Kisa da olsa ben de bu luksten bayagi faydalandim. 
Sahilden, otellerin oldugu yerden bir goruntu. Biz oradayken Gay Parade vardi. Sahil ozellikle cok renkli ve guzeldi.
Neve Tzedek icin Tel aviv’in Cihangir’i diyebiliriz. Tel Aviv’de eski sehir disinda kurulan ilk yerlesim yeri ayni zamanda. Cafeler, butikler ve nefis binalar. Bir tanesi minik heykellerle donatilmisti. Her biri ayri incelemeye degerdi.


Sanatin her yerde olmasi baska bir luks. 
Neve Tzedek
Sanirim Tel Aviv’de yapilacak en guzel sey gunesi batirmak ve sahilde yurumek. Dalgakiranlarin yarattigi etki zaman zaman degisik manzaralara sebep oluyor.
Ucuz ama guzel vakit gecsin uzerine de doyayim diye dusununce bira humus ekmek alip sahile oturuluyor. Gunes de itina ile batiriliyor.
Tel Aviv mimarisi gercekten cok cok guzel. Her biri birbirinden farkli binalar var. Pencereleri egik olan bu bina ve sokak goruntusunun uzerine yansimasi beni bayagi etkilemisti.
Gece, sahil
Sehrin en pahali caddelerinden biri. Rothschild Bulvari. Bu bulvardaki cogu ev Bauhaus tarzinda ve sehirdeki White City’nin bir kismini olusturmaktalar. Bolge UNESCO korumasi altinda.
Max Brenner depresyondaysaniz gidip de butun paranizi birakacaginiz yer. Icecek yiyecek hersey cikolatadan. Pizza dahil. Menunun sayfalarini cevirirken en az 5 tane farkli sey arasinda kalip digerlerinden fedakarlik etmeye calisiyorsunuz. Onunuze gelen sey bir senelik cikolata ihityacini doldurucak sekilde. Ben iki kere gittim 4 gun icinde. Birinde sade dondurmayi bu fotografta gorulen cikolatalara batirip yemek uzerineydi. Digeri ise kizarmis muzun yaninda gelen bitter ve sutlu cikolata dipleriydi. Baska bir gidisime cikolata corbasi ya da pizzasini deneyecegime eminim.

Bana gore Tel Aviv’i en cok anlatan fotograflardan biri bu. Moderni ve eskiyi bir arada tutabilmek.

Tel Aviv mimarisi ve suprizli apartman





Jaffa’daki bit pazari inanilmaz renkli. Antika seven insanlar icin ozellikle. 



Neve Tzedek‘deki Suzanna bahcesi ve balkabakli yemekleri ile kalbimi caldi. Harita
Suzanna, bahce

K U D U S * I S R A I L

Not: Kudus hakkinda okudugum kitap uzerine yazdigim yazi

Din ile hic bir alakasi olmayan insanlarin bile, 3 dinin muhtesem uyumu ile olusmus bu sehri gorunce etkilenmemeleri imkansiz. Ben bunu yasadim. Senelerdir var olan, fethedenlerin, krallarin, peygamberlerin, masalcilarin dokundugu bu sehir katman katman. 

Eski Sehir 4 bolgeden olusmakta: Yahudi, Musluman, Hristiyan ve Ermeni. 

Her birinde dolasmanin hissi farkli.


Sehir duvarlarinin icinde kalan Eski Sehir ile baslamak istiyorum.



Yahudi mahallesinde (quarter) bulunan ara sokaklar. Sehirde uzun sure kalmadikca oryantasyon saglamak bazen zor bile olabiliyor. Kendinizi Yahudi mahallesinden bir anda Musluman mahallesine ya da Ermeni mahallesine gecmis bulabiliyorsunuz.
Hepimizin Kudus’te ismen en asina oldugu yer sanirim Aglama duvari (Kottel). MÖ 516 yılında inşa edilmiş olan tapınak, Yahudilerin Roma İmparatorluğu’na karşı ayaklanması sonucu Kudüs şehrinin büyük bir kısmıyla birlikte yıkıldı. Tapınaktan geriye kalan tek parça olan Batı Duvarı (veya Ağlama Duvarı), hala Yahudilerin en kutsal saydığı yer.

Ultra Orthodox Yahudiler’le şehirde sık sık karşılaşılıyor. Dışarıdan bakanlar için pek önemli olmasa da giyim biçimleri hangi kökene ait olduklarını anlatan önemli bir gösterge.
Yine bir gece manzarasi

Gece, bu tipik Kudus sokagi insani urkutecek bir havaya sahip. Fakat bu kapilar ertesi sabah acilip birer dukkan olacak.


Kudus’te enfes sehir manzarasi sunan catilar var. Bunlardan birine St Marks caddesinin sonundaki minik merdivenlerden cikinca ulasilabilmekte. Harita

Musluman mahellesindeki duvar yazilari, resimleri gormeye deger. Musluman mahallesinde Filistin’e verilen destek her yerde ve cok acik.

Sehirdeki en lezzetli humus kesinlikle Abu Shukri’de. Humus istediginizde yaninda 3 Falafel ve tursu getiriyorlar. Fiyati ise yaklasik 25 shekel yani 7$  Harita

Kubbet-üs-Sahra Harita
 
Emevi Halifesi Abdülmelik devrinde 687- 691 yılları arasında Kudus tapinaginin var olmus oldugu yere inşa ettirilen bu camide müslümanların peygamberi Hz. Muhammed caminin içindeki kayanın üzerinden miraca yükselmiş. Binanın iç yuzeyi ve kubbesi kuran sureleri ve çesitli motiflerle süslü.

Normalde camiye Muslumanlar haric kimseyi almiyorlar. Kapida giriste “You are American. No! ” tepkisi aldim sonra “Turkey,Turkey” dedigimde adamin bana senin gibi yalan soyleyenleri defalarca gordum ben bakislari ile “Passport” demesini unutamiyorum. Pasaportumu alip bayagi inceledi ve beni iceri aldi. Araplarin, kime neye inandiklarini sormadan iceri alirken ten rengi,sac rengi, giyim kusam ile karar vermeleri cok ilginc.
Bana sormadilar fakat Kelime-i sehadet sorduklari insanlar varmis.
Detay


Mescid-i Aksa
Sokaklar uzerinde ozellikle Araplarin uretim yaptigi, lezzetli hamur islerinin satildigi dukkanlar mevcut.






 Church of the Holy Sepulchre

Muristan’a (Hristiyan mahallesindeki magaza ve sokak kompleksi) bir kac metre uzakta olan Kudüs Rum Ortodoks Patrikliğinine merkez olan bu kilise Golgotha yani Isa’nin carmiha gerilme yeri ve ayni zamanda Isa burada gomulu. Kilise ayni zamanda Hristiyanlar icin 4.yuzyildan beri Hac merkezi.




Austrian Hospice Harita

Kudus’un gizli hazinesi. En guzel cati manzarasi. Israil’de apfelstrudelinden kahvesine ve käsespätzlesine Alman etkisi. Zile basma cesareti gostermezseniz pek de davetkar durmuyor bina disaridan. Bastiginiz anda iki saniye sonra ilk kapi aciliyor. Sonra binanin guzel merdivenlerinden yesil mi yesil bir avluya ve ana girise geliyorsunuz. Sonrasi sola donunce tatli bir Alman kahvesi ya da ikinci kata cikinca catida en guzel Kudus manzarasi.

Cati manzarasi


Kitabinizi alip Ortadogu’da mini Avrupa yasamak isterseniz
Biz gittigimizde sehirde isik festivali vardi. Lights in Jerusalem 2009’dan beri yapiliyormus. Sehrin en guzel kisimlari cesitli isik teknikleri ile aydinlatiliyor.






Sehir duvarlarinin hemen disinda ilgimizi cekip de gittigimiz yerler oldu. Sanirim bizi en etkileyeni Mea Shearim. Aslinda bu bolgede kesinlikle fotograf cekmenizi istemiyorlar. Uyari olarak tabelalar mevcut .Ayrica kadinlarin uzun etek uzun kol giyinmeleri gerekiyor.Bloga koydugum fotograflar ise gizli gizli cektiklerim.
1874’te sehir duvarlari disina kurulan Mea Shearim Kudus’teki en eski Yahudi yerlesim yerlerinden biri. Nufusu genel olarak Ultra Ortodox Yahudiler (Haredi) olusturmakta.
Shabbat günü (cuma akşamından cumartesi havanın kararma saatine kadar) ise burada araba ile gecmek cep telefonu ile konusmak ya da fotograf cekmek pek hos karsilanmayan hareketler.




Alacati’ya benzettigim Mishkenot Sha’ananim, Moses Montefiore tarafindan eski sehrin surlarinin disinda kurulan ilk kent yeridir. Nefis bitkiler, alcak evler, sanatcilar ve eskiden durumu iyi olmayan Yahudiler icin kurulmus olan yel degirmeni.. Harita
Kudüs’ün genelinde yeme içme olanakları biraz kısıtlı. Başka şehirlerde karşılaşabildiğiniz restoran ve cafe çeşitliliği yok. Yemek yerleri; çok şık restoranlar, humus ve falafelciler, sadece kahve satan ufak cafeler olarak gruplanabilir. İsrail’in genelinde hiç Starbuck olmaması ve benzeri zincir işletmelerin çok nadiren bulunması da ilginç bir gözlemdi. Muhtemelen özellikle Kudüs’te yemek yenen mekanın küçük işletme olmasına ve mekan sahipleriyle kurulan yakınlığa önem veriliyor.

Kadosh adlı Eski Şehir’e çok yakın olan restoran/cafe Kudüs’te az rastlanan batılı tarzdaki restoranlardan. Rahat ortamı ve yemek menüsünden daha zengin içki menüsüyle daha çok sohbet etmek isteyen insanlar tarafından tercih ediliyor.  Harita